Sayfalar

İzleyiciler

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Nefes Kokusu

Nefes Kokusu

Tıp dilinde halitosis denilen nefes kokusunun nedenleri çeşitlidir. Genellikle aşağıdaki nedenlerden kaynaklanır: - Hazımsızlık, geğirme, kokulu yiyecekler, alkol ve bazı ilaçlar - Burun veya sinüz hastalıkları - Çürük dişler, ağız yaraları veya bademcik iltihabı - Kusma veya uzun süreli perhizler Diğer taraftan şeker hastalığı, kansızlık ve ateşli hastalıklar sırasında da nefes kokusu hissedilir. Her şeyden önce, ağız temizliğine çok dikkat etmek gerekir. Çürük dişler tedavi ettirilmeli, yenilen ve içilen şeylerin kokusuz olmasına dikkat edilmelidir. Her gün temiz havada yürümek de faydalıdır. Kısa sürede geçmeyen nefes kokularında bir doktora başvurmak gerekir.
kanda kolestrol yüksekliği

25 Temmuz 2010 Pazar

Yağ yakmak için kalp atışımız kaç olmalıdır ?

Yağ yakmak için kalp atışımız kaç olmalıdır ?
Kalp atışı ( Nabız-HR ), kalbin bir dakikadaki atım sayısıdır. Genellikle sol şakak ya da iç bileğe hafifçe dokunmak suretiyle, belirli bir zaman aralığındaki vuruşun sayılması ile bulunur. Pratikte bilek veya şakak parmakla hafifçe dokunularak 15 saniye süreyle tutulur ve çıkan sayı 4′le çarpılır. Başka bir açıklama ile; sıfırdan başlayarak on saniye içinde kalp atışınızı 10′a kadar saya-bilirseniz, kalp atımınız (HR), dakikada 60 demektir.

Metabolizma Nedir ve Neden Önemlidir ?

Metabolizma Nedir ve Neden Önemlidir ?
Metabolizma, vücudun temel fonksiyonlarını devam ettirebilmek için yaktığı enerji miktarıdır. Yemek yeme, uyuma, temizlenme ve benzeri faaliyetler sırasında vücudunuz devamlı kalori yakar.
Metabolizma vücut bileşimleri tarafından etkilenmektedir. Bu bileşimler, vücuttaki kas ve yağ dokularının birbirlerine oranıdır.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

7 soruda PAP Smear testi

Hastalık gelişmeden yıllar önce, kanser öncüsü hücresel değişiklikler ortaya çıkıyor. Smear testi ile bu değişiklikler kolayca fark edilebiliyor ve kanser gelişmeden müdahale imkanı doğuyor



Amerikan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Kayhan Yakın, smear testinin yaygın olarak uygulandığı ülkelerde rahim ağzı kanserinin görülme sıklığının son derece az olduğunu belirtiyor. İşte rahim ağzı kanserinde erken tanı sağlayan ve hayat kurtaran PAP Smear testi hakkında bilinmesi gerekenler



Pap smear testi rahim ağzından basit bir sürüntü ile alınan hücrelerin mikroskop altında incelenmesi ile rahim ağzı kanseri gelişmeden önce gözlenen hücresel değişikliklerin araştırılmasıdır.

Aids 20 yıl sonra belirti verebilir

Human Immunodeficieny Virus yani, İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsünün vücuda girdikten sonra belirti vermesi tamamen kişinin bağışıklık sistemine bağlı.






Virüsün kuluçka süresi 3 ile 20 sene arasında değişebilir.



Hastalık belirti vermediği dönemde bile bulaşma olur.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Subdermal (derialtı) gestajen implantasyonu — Implanon

Subdermal (derialtı) gestajen implantasyonu—Implanon

Kadın Doğum Kontrol Yontem

Sanki bir bilimkurgu filmi: Ufacık bir plastik çubuk deri al*tına yerleştiriliyor ve üç yıl boyunca korunma diye bir so*run kalmıyor. Üstelik son derece de güvenilir!

12 Temmuz 2010 Pazartesi

HPV Lazer Tedavisi


karbondioksit lazer
  Günümüzde tüm klasik jinekolojik ameliyatların bir çoğu endoskopik cerrahi ile yapılabilmektedir. Lazer kullanımı bu büyük jinekolojik ameliyatlar dışında genital siğil, HPV tedavisinde de kullanılmaktadır. Fakat kullanım maliyeti  sebebi ve kullanımındaki zorluklar nedeni ile ülkemizde yaygın olarak tüm jinekolojik ameliyatlarda olduğu gibi genital siğil,HPV tedavisinde de rutinde kullanılmamaktadır.

Ağız Kanseri, Dil Kanseri Boğaz Kanseri Ve HPV


Ağız kanserleri sıklıkla  40 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır. Ağız kanserlerinin oluştuğu en sık  bölgeler ; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak kısımları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanseri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilmektedir. 
Ağız kanserleri ve dil kanseri nedenleri nelerdir?
Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte sigara, tütün ürünleri, alkol, HPV virüsü  ve bazı besinlerdeki karsinojen maddelerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlıkta ağız  ve dil kanserleri için önemli risk faktörleri arasındadır.

Cilt Kanseri, Deri Kanseri Ve HPV Virüsü Etkisi

Cilt kanserleri sık rastlanan kanser tipidir. Cilt kanserleri vücudun herhangi bir bölgesinde bulunabileceği gibi %80 baş-boyun bölgesindedir. Vücudun güneş gören bölgeleri deri kanserlerine daha çok adaydır. Deri kanserinden korunmak için yapılması gereken güneşten korunmaktır. Güneşe aşırı maruz kalma bronzlaşma dahil olmak üzere özellikle su toplaması ile seyreden ikinci derece güneş yanıklığı, deri kanserinin temel sebebidir.
Cilt kanseri için risk faktörleri nelerdir?

- Açık , beyaz tenliler,

- Ciltlerinde kolayca çillenme olanlar, çok sayıda çili olanlar

- Çok fazla sayıda “ben”i   olanlar ve bunların değişik şekil ve boyutta
olması,

-Ailesinde cilt kanseri hikayesi bulunanlar,

- Açık havada çalışmak ve eğlenmek için çok fazla zaman geçirenler,

- Herhangi bir sebeple radyoaktif ışın tedavisi (radyoterapi) uygulamaları,

- Uzun yıllar iyileşmeden kalan açık yaralar,

- Katran, zift, arsenik gibi kimyasal karsinojen maddelere uzun süre  maruz kalma,

- Uzun süreli mikro travmalara maruz kalma gibi nedenlerle de deri kanserleri gelişebilir.
HPV Virüsü cilt kanseri yapar mı??
Tabii ki yapar, HPV virüsü kadın dış genital organ “vulva kanseri” sebebidir ve vulva kanseri de bir çeşit cilt kanseridir. Oldukça nadir görülen vulva kanserinin en fazla görülen belirtisi renk değişiklikleri ve kaşıntıdır. Vulvada görülen bazı cilt hastalıkları, hpv virüsüne bağlı kondilomlar özellikle onkojenik HPV virüsü tipine bağlı genital siğiller  ileriki dönemlerde kansere dönüşebileceğinden dikkatli bir şekilde tanısı konulmalı ve takip edilmelidir. Vulvada en sık görülen kanser skuamöz hücreli adı verilen hücre türündeki kanserdir. % 70 vakada büyük ve küçük dudaklar tutulur. Ayrıca bazal hücreli kanser, melanom gibi cilt kanserleri de vulvada görülebilir. Vİn 1, VİN 2 ve VİN 3 gibi prekanseröz, kanser öncesi hücresel değişiklikler bazen vulvadan alınan HPV virüsüne bağlı cilt değişiklikleri, kondilomlarda sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Solda vulva bölgesinde cilt kanseri resimleri görülmektedir.
Kaç çeşit deri kanseri vardır?

Bazal hücreli karsinoma: Bu kanser tipi genellikle deride küçük etli kabarıklık şeklinde sıklıkla yüz, boyun ve el sırtlarında ortaya çıkar. Ara sıra gövdede kırmızı yama tarzı alanlar şeklinde görülebilir. Daha sıklıkla açık tenli kişilerde görülür. Bu kansere yakalanan kişiler açık tenli ve renkli gözlüdür ve güneş yanığına eğilimlidir. Bu tümörler hızlı yayılmaz. 1-2 cm boyutuna ulaşmaları için aylar yıllar gerekir. Tedavi edilmezse; kanserli alan kanamaya başlar, üzeri kabuklanır. Zaman zaman iyileşip, zaman zaman tekrarlama özelliği gösterir. Bu kanser tipi nadiren metastaz yapmasına rağmen, derinin altındaki kemiğe yayılabilir ve kanserli dokunun yakınındaki dokuları harap edebilir.

HPV Testi , HPV Tipleme, HPV-DNA,

İnsan genital siğil virüsü olarak da bilinen HPV hayatı kabusa çevirmektedir. 100'den fazla çeşidi bulunan HPV virüsünün özellikle 5-6 çeşidi insanlarda sık görülürken, HPV'nin 6 ve 11'inci cinsler daha çok siğil yaparken, 16 ve 18'inci cinsler hem siğil yapıyor hem de kansere yol açmaktadır. HPV virüsü, HIV’den (AİDS)  sonra hem erkeklerde hem kadınlarda, cinsel temas ile bulaşan en yaygın hastalıktır.
Araştırmalara göre ABD’de 15 ile 49 yaşları arasındaki kadın ve erkeklerin yüzde 10 ile 20’si HPV enfeksiyonu geçirmiştir.Türkiye'de de son on yılda büyük artış gösteren bu virüs, önlem alınmazsa tehlikeli boyutlara ulaşabileceği artık bilinmektedir. 
Rahim ağzı oluşumunda en etken faktör sayılan HPV virüsü cinsel temasla bulaşmaktadır. Vücuda girdiğinde hücreler içine yerleşerek, kişinin bağışıklık sisteminin zayıf düştüğü zamanlarda (stres, uykusuzluk, beslenme bozukluğu gibi) enfeksiyon geçiren kişilerde yıllar sonra bile alevlenerek rahim ağzı kanserinin gelişmesinde büyük rol oynamaktadır. Bu sebeple HPV enfeksiyonunda erken teşhis çok önemli. . Günümüzde tanıda ve HPV nin risklerinin belirlenmesinde Genetik laboratuarları tarafından yapılan HPV-DNA incelemeleri büyük önem kazanmaktadır. Bu teste hpv testi de denmektedir.

HPV Testi, NucliSENS easyQ HPV test

PAP-smear testi ile serviksteki hücrelerde meydana gelen değişiklikler incelenirken, günümüzde yapılmakta olan DNA testleri ile kadının HPV virüsünü taşıyıp taşımadığı tesit edilmektedir. Tip tayin ile de taşınan HPV' nin hangi risk grubuna girdiği belirlenmektedir. Ancak gerek DNA, gerekse tip tayini testlerinin dezavantajı virüsün kansere yol açan onkojenik aktiviteyi gösterip göstermediğini belirleyememeleridir. Kısacası, klinik olarak birebir kanser gelişimini gösterememektedir.

HPV İle İlgili Kısa Kısa Bilimsel Notlar

HPV İnfeksiyonları
•        En yaygın seksüel geçişli hastalıktır.
•        ABD de 20 milyon infekte kişi vardır.
•        Yılda 5.5 milyon yeni infeksiyon oluşmaktadır.
•      Çoğu asemptomatiktir, gerçek prevalans bilinmiyor.
•        Tüm seksüel aktif kişilerin % 75'i yaşamlarının bir yerinde infekte oluyorlar.
•        Bunların çoğunluğu geçici infeksiyon olduğu için: ABD de tüm popülasyonun % 15 i şu anda infekte durumdadır.
•        Yeni infeksiyonların % 74 ü 15-24 yaş grubundadır.
•        Seksüel aktif adölesanların % 50 si cinsel yaşamın ilk 3 yılında infekte oluyor.
Dünyada Serviks Kanseri
•        Her iki dakikada bir kadın ölüyor.
•        Ölümlerin % 80’i gelişmekte olan ülkelerdedir.
•       Taramalar sürmesine rağmen kadınlar risk altında olmaya devam etmektedir.
 •       HPV enfeksiyonu kolayca bulaşır, genellikle ilk cinsel ilişkiden hemen sonra bulaştığı saptanabilir.
•        Kadınların yaklaşık % 80’i yaşamlarının bir anında HPV ile enfekte olur.

Tarihten Günümüze HPV ve Kanser

İnsan papilomavirüsü infeksiyonu, hpv ile ilgili bulgular 2000 yıl öncesine kadar gitmesine rağmen , ancak cinsel yoldan bulaşıcılığı 1950' lerde onaylanmıştır. 
 HPV farklı genotipleri olan, hastalıklarla olan ilişkisine göre düşük risk ve yüksek risk olarak ayrılabilen, bir grup heterojen virüs içerir. Epitel yüzeyleri farklı şekillerde infekte edebilen yaklaşık 120 çeşit (şu ana kadar) HPV bulunmaktadır. Bunlardan birkaç tanesi dünya çapında kadınlarda en çok görülen bir çeşit malign tümör olan servikal kanser (rahim ağzı kanseri) nedenlerindendir.
Deri siğilleri şeklinde HPV enfeksiyonu, MÖ 500' lü yıllardan önce tanımlanmış olmasına rağmen, genital kanserle bağlantısı kurulana kadar bu virüslere ilgi artmamıştır. Yüzyıllarca genital siğillerin varlığıyla bağlantısı bulunan HPV' nin  bulaşması cinsel ilişkiyle bağdaştırılmasına rağmen sadece 1950 de Barret, Silber ve McGinley tarafından, Amerikalı askerlerde Kore’li kadınlarla ilişkide bulunduktan sonra peniste genital siğil-kondilom bulunması üzerine, cinsel bulaşıklılığı kabul edilmiş ve cinsel ilişki ile geçen hastalıklar sınıfına alınmıştır.

Gerilim Tipi Baş Ağrısı Hakkında

Gerilim tipi baş ağrısı en sık karşılaşılan baş ağrısı türüdür. Migren ağrısına göre daha düşük şiddetlidir ancak daha uzun sürer. Stres, kaygı, depresyon, yorgunluk gibi etkenlerle baş boyun bölgesindeki kaslarda kasılma olur ve bu da genellikle başın etrafında alından geçen bir çember biçiminde sıkışmaya benzer ağrıya sebep olur.

6 Temmuz 2010 Salı

Hızlı Düşünme : Bu hapı yutan hızlı düşünüyormuş!

Bilimadamı Faruk Durukan’ın öyle bir buluşa imza attı ki. İddiasına göre, bu ilaç özellikle siyasetçilerin işine yarayacakmış.

İdddiaya göre; Türk bilim adamı ve iş adamı Faruk Durukan, insan hafızasını hızlandırmaya yarayan bitki özü kaynaklı bir ilaç üretti.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Gözde Et ( Pterjiyum )

Gözde Et (Pterjiyum)


Pterjiyum; gözün akından, korneaya (renkli kısmın üstündeki şeffaf tabaka) doğru et yürümesidir. Pterjiyum, Türkiye gibi güneşli ülkelerde sıktır. Gözün yapısal özelliklerinin yanısıra, sıcak iklimin doğurduğu kuruluk ve ultraviyoleden kaynaklanmaktadır.

Kısırlık - Kısırlık Nedir - Kısırlık Tanısı - Kısırlık Tedavisi

Kısırlık Tanısı



Tüm tıbbi yaklaşımlarda oldugu gibi tanı öncesi görüşme ve öykü olma kısırlık için çok önemli bir aşamadır. Adet düzeni , kötü alışkanlıklar, meslek, çalışma koşulları, cinsel ilişki sıklığı geçirilmis hastaliklar , geçirilmis ameliyatlar vb ögrenilmelidir.Bu görüsmeler sırasında çiftlerin tüm sorunlarını ve psikolojik durumlarını ifade etmeleri önemlidir.Görüşmeler sirasinda erkeğin de bulunmasının gerekliliğinin nedeni budur. Çünkü yapilan çalismalarda sadece psikolojik bozukluk ve depresyona bağlı kısırlık vakalari bildirilmektedir.



(Değişik iki hastada çekilmiş ve rahim ve tüplerin durumu görülmektedir.)

Aydınlanma çağında meslek olarak Hekimliğin gelişimi ve Fransız Edebiyatında Dr.İmges

AYDINLANMA ÇAĞINDA BİR MESLEK OLARAK HEKİMLİĞİN GELİŞİMİ VE FRANSIZ EDEBİYATINDA DOKTOR İMGESİ
Yrd. Doç. Dr. Ahmet TARCAN

Özet

Bu çalışmada öncelikle 18.yüzyıl Fransız Tıp tarihi özetlenmekte, Tıp-Felsefe ilişkisi ele alınarak Hekimliğin yüzyıllar boyu nasıl gelişerek bir bilim dalı haline geldiği anlatılmaktadır. Daha sonra 18.yüzyıl Fransız Edebiyatında Hekimlik Mesleğinin nasıl yer aldığı incelemektedir. Bu bağlamda Voltaire, Rousseau, Montesquieu gibi Fransız Edebiyatının önde gelen isimlerinin konuya yaklaşımı örnekleriyle ortaya konulmaktadır.


I. 18.Yüzyıl Tıp Tarihi: Genel Bir Bakış

18.yüzyılda tıp bugün bildiğimiz anlamda kendi başına bağımsız bir bilim dalı değildir. Bu yüzyılda sağlık hizmetleri ve hekimlik felsefenin, dinin, büyücülüğün etkisi altındadır.

I.1 Felsefenin Etkisi

Tıp felsefenin etkisi altındadır. Çünkü 18.yüzyıl Rousseau, Voltaire, Diderot gibi büyük filozofların yetiştiği bir çağdır. Bu büyük dehalar her alanda olduğu gibi sağlık alanında da fikirlerini ifade etmişler ve toplumu bu konularda etkilemişlerdir. Dolayısıyla dünya tarihine Felsefe çağı diye geçen bu yüzyılda Tıbbın Felsefenin etkisi altında kalmış olması son derece doğaldır. Felsefenin bu bilim dalı üzerinde etkili olmasının bir başka nedeni de 16, 17, 18 yüzyıla kadar Filozof kavramının tanımıyla yakından ilgilidir. Bu yüzyıllarda "Filozof " bütün bilim dallarını bilen kişi olarak tanımlanıyordu. Tıp da bir bilim dalı olduğuna göre felsefecilerin Tıp bilimine karşı ilgisiz kalmaları düşünülemezdi. İlk çağlardaki hekimlerin aynı zamanda birer filozof olması da bu sonucu ortaya çıkarmaktaydı.

Somnilokuy ( Uykuda Konuşma ) Nedir

Somnilokuy (Uykuda Konuşma) NedirSomnilokuy, uyurken 30 saniyeden fazla süren konuşma ve mırıldanmalardır. Neler konuştuğunuzu veya yürüdüğünüzü nadiren hatırlarsınız.

Uykuda konuşmak medikal bir problem olarak düşünülmüyor, ancak yatakta eşinizi uyandırıyorsanız, sinir bozucu bir durum olabilir.



Uyku Problemleri

Amerika’da yaklaşık 70 milyon insanın uyku problemleri var, ve bu insanların yaklaşık %60’ı uzun zamandır bu sorunlardan muzdarip. Uyku problemleri çok yaygın olmasına rağmen, çoğunlukla teşhis konulmaz ve tedavi edilmezler.


Bruxism (Diş Gıcırdatma)

Bruxism, uykuda veya sizin kaygılı veya gergin olmanıza neden olan durumlarda ortaya çıkan dişleri birbirine sürttme, gıcırdatma ve çeneyi sıkma olaylarıdır.

Bruxism, hafif ve sadece bir kere gerçekleşebilir, yada şiddetli ve sık sık ortaya çıkabilir. Bruxism genellikle geceleri olur. Dişleriniz veya çeneniz zarar görene kadar dişlerinizi gıcırdattığını ve çenenizi sıktığınızı farkedemezsiniz.

Dişlerini gıcırdatan insanlarda ayrıca horlamaya ve uyku apnesine de sık rastlanmaktadır.


Hipersomniya

Hipersomniya, gün içinde çok fazla uyuma veya gece uykusunu gündüzde sürdürmektir.

Hipersomniya, gün içinde kendinizi yorgun veya uyuşuk hissetmenize neden olmaz, çünkü uykunuzu yeterli miktarda alamamışsınızdır.

Eğer sizde hipersomniya varsa, gece yeterli düzeyde uyusanız da gün içinde uyumak için büyük bir istek duyarsınız ve kendinizi uykulu hissedersiniz. Uyanık ve dikkatli olmanız gereken zamanlarda, kendinizi sık sık şekerleme yaparken bulursunuz.

Diğer semptomları ise sinirlilik, hafif depresyon, konsantrasyon bozukluğu, ve hafıza kaybı olabilir.

Jet Lag

Jet lag, belirli zaman farklılıkları olan bölgeler arasında yapılan uçak yolculuğu neticesinde görülür.

Bedenimizin sıcaklığı, açlık, ve ne zaman uyuyup ne zaman kalkacağımız 24 saatlik bir döngüden oluşan “günlük ritim” tarafından kontrol edilir.



Zaman farkı olan bir yere seyahat ettiğimizde, günlük ritmimiz uyum sağlamak için yeterince hızlı olamaz. Günlük ritmimiz günlerce orjinal programını uygulayabilir. Bunun sonucunda, bedenimizin gün ortasında uyku vakti geldiği konusunda bizi uyardığını farkederiz, veya gece uyumamız gerekirken bedenimiz bize ayakta kalmamız gerektiğini söyleyebilir.

Terleme ve Kramplar

Terleme ve Kramplar

İnsan vücudu, adeta bir biyolojik mucize olarak nitelendiriliyor. Hastalıklara karşı savaşma, doğum, sindirim, kan dolaşımı gibi her biri kendi içinde bağımsız ama aynı zamanda birbirine sıkı sıkıya bağlı olayların her gün sayısız kez gerçekleştiği vücudumuzda iskelet sistemi de ayrı bir mühendislik harikası.

Yürüme, koşma, zıplama, atlama, denge sağlama gibi hareketleri yapabilmemizi sağlayan iskelet sistemimiz, hareket etmemize yardımcı olan kaslarla sarılıdır. Parmağımızı oynatmaktan iç organlarımızın çalışmasına kadar pek çok alanda görev yapan kasların bir kısmı istemsiz olarak çalışır.

Kramplar genellikle yetişkinlerde görülüyor olsa da, bazı durumlarda çocuklarda da rastlanabilir. Özellikle bulantı ve kusma gibi rahatsızlıklarda, aşırı sıcakta, kalsiyum eksikliğinde, su kaybı ile doğru orantılı kramplar görülebilir.

TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) Patoloji Soruları Özeti [2002-2005]

2005 NİSAN

1.Aşağıdaki araşidonik asit metabolitlerinden hangisi trombosit agregasyonunu indükler?
TxA2
2.Aşağıdaki inflamatuvar mediatörlerden hangisi karşısında verilen etkiyi gerçekleştirmez?
Oksijen Metabolitleri -Vazokonstrüksiyon
3.Aşağıdakilerden hangisinde granülomatöz inflamasyon görülmez?
Difteri
4.Venöz pulmoner emboliler en sık aşağıdaki bölgelerin hangisinden köken alır?
Dizin üstündeki bacak venleri
5.Akciğer alveolleri ve böbrek glomerüllerindeki Tip IV kollajene karşı antikorların gelişimi sonucu ortaya çıkan hastalık aşağıdakilerden hangisidir?
Good Pasture Sendromu
6.Özellikle üst solunum yollarının küçük ve orta boy damarlarını tutarak yaygın nekroz ve glomerülonefrite yol açan hastalık aşağıdakilerden hangisidir?
Wegener Granülomatözü
7.Kaposi sarkomu, malign lenfomalar ve multipl myelomda rolü olduğu düşünülen virus aşağıdakilerden hangisidir?
Human Herpes 8
8.Çocuklarda özellikle aortada, intraselüler lipid depolanması ile karakterize aterosklerotik lezyonlara ne ad verilir?
Yağlı çizgilenme
9.Romatizmal kalp hastalıkları dışında, erişkinlerde mitral kalp kapağı hastalığının en sık görülen nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Miksomatöz dejenerasyon
10.Gastrektomi sonrası hücrede DNA sentez bozukluğu sonucu ortaya çıkan anemi tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Vaka Çalışmaları / Sınav, Test

VAKA ÇALIŞMALARI
Bu Test 25 Sorudan oluşmaktadır

--------------------------------------------------------------------------------



1. Bir vaka sonrası istanyona geri dönerken bir inşaat kazası çağrısı aldınız. Siren ve ışıklarınızı açıp yola koyulduğunuzda; flaşörleri açık, öğrencilerin inmekte olduğu bir okul otobüsünün arkasına geldiniz. Ne yapmalısınız?

Solunum Değerlendirilmesi

SOLUNUMUN DEĞERLENDİRİLMESİ

Solunumun değerlendirilmesi ilk muayene ile başlar. Amaç, ilk anda hastanın yaşamını tehdit eden bir sorun varsa, sorunu saptayarak ortadan kaldırmak ve soluk yolunun devamlılığını sağlamaktır. İlk muayeneyi pratik açıdan uygunsa baştan ayağa (ikinci ) muayene takip etmelidir.

İLK DEĞERLENDİRME

İlk muayenede amaç, hastanın yaşamsal fonksiyonlarını tehdit eden bir unsur varsa onu saptamaktır. Öncelikle bak - dinle - hisset yöntemiyle solunum değerlendirilir. Kişinin solunumu horlama veya hırıltı şeklindeyse, muhtemelen soluk yolunda sorun vardır. İkinci olarak solunumun yeterli olup olmadığı değerlendirilir. Hasta bilinçli ise ve zorlanmadan konuşabiliyorsa, hastanın soluk yolu açık ve solunumu yeterli demektir.

Bilinç düzeyi değişken hastalarda ileri değerlendirme yapılmalıdır. Hastanın göğüs hareketleri değerlendirilmelidir. Normalde kişinin göğsü her nefes alışta yükselir, her nefes verişte alçalır. Erişkin kişinin solunum sayısı genelde dakikada 12 ila 20 arasındadır. Düzenli aralıklarla ve kendiliğinden gerçekleşir (spontan ). Düzensiz solunum, ciddi bir sorun olduğunu düşündürür ve oksijen desteği gerektirir. Göğüs bölgesi asimetrik hareketler açısından izlenmelidir. Göğsün bir tarafı yükselirken diğer tarafı yükselmiyorsa buna paradoksal solunum denir ve yelken göğsü düşündürür.

Hastanın solunumu yoksa yada soluk yolunda bir sorunu olduğunu düşünüyorsanız, yaralanma durumuna uygun olarak başa pozisyon verilen manevralardan birini kullanarak soluk yolunu açın. Soluk yolunun açıklığı sağlandıktan sonra solunumu değerlendirin. Solunum yeterliyse, oksijen verildikten sonra dolaşım değerlendirilir. Solunum yetersizse veya yoksa, suni solunuma başlanır. Hastanın solunumunu desteklemek üzere bag valv mask (balon maske ), demand valv resüsitatör; nazofarengeal airway, orofarengeal airway, endotrakeal tüp gibi araç gereçler kullanılmışsa, göğüs hareketleri izlenir. Amaç, işlem doğru yapılıyor mu, malzeme doğru yerleştirilmiş mi onu saptamaktır. Solunumun değerlendirilmesi, soluk yolunun açıklığının sağlanması, solunumun desteklenmesi ve kullanılan araç gereçler daha sonra anlatılacaktır.


Pilorik Stenoz,Yeni Doğmuş Bebeklerde Mide Ağzı Tıkanması

Pilorik Stenoz,Yeni Doğmuş Bebeklerde Mide Ağzı Tıkanması

Pilorik stenoz nedir?
Yeni doğmuş bebeklerde görülen mide ağzı tıkanması olayıdır.

Pilorik stenoz neden meydana gelmektedir?
Mide ağzı etrafındaki adalelerin fazla büyümesinden.

Bu durum erkek bebeklerde kız bebeklerden fazla mı olmaktadır?
Evet. Erkek bebeklerde kızlardan üç misli fazla olmaktadır.

Pilorik stenoz hangi oranda meydana gelmektedir?
Bu hastalığa, yaklaşık bin doğumun birinde rastlanmaktadır.

Pansuman Nedir

Yara temizliği ve bakımı: Yarayı mikroplardan ve travmalardan koruyucu ve iyileşmeyi sağlayıcı ilaçlar uygulanarak yapılır.
Kuru pansuman, gazlı bezin doğrudan yaranın üzerine konduğu;

Diş Hekimliği,Tarihçe,Uyuşturma,Dişlerin Yapısı,Ortodonti,Diş Çürüğü,Diş Amalgamları

Diş Hekimliği,Tarihçe,Uyuşturma,Dişlerin Yapısı,Ortodonti,Diş Çürüğü,Diş Amalgamları

Diş hekimliği, tıp ve cerrahinin, ağız boşluğu, dişler, çene kemikleri ve çene kemikleri üstünü kaplayan yumuşak dokular ile bu bölümlerin hastalıklarının önlenmesi, teşhisi, tedavisiyle ilgili bölümüdür.
Ağzın işlevi ve görünümü, özellikle dişler, bireylerin günlük yaşamında önemli rol oynar. Yemek yediğimiz zaman ağız, sindirimin ilk aşamasında, yiyeceklerin tadını alma, çiğneme, ıslatma ve yutma için kullanılır. Konuşmada da, ağız ve dişler etkilidir. Ayrıca, yüzün genel görünümüne katkıda bulunur ve gülümseme, yüz buruşturma gibi mimiklere katılırlar. Diş hastalıkları bu önemli etkinlikleri bozar. Çarpık, çürük ve bozuk renkli ön dişler ile sağlıksız dişetleri, yüzü çirkinleştirir. Bazı dişlerin yitirilmesi, kişinin yaşlı görünmesine neden olur, konuşmasını etkiler ve yemeklerini yumuşak yiyeceklerden seçmek zorunda bırakır. Ayrıca, ağız ve dişler, sinir uçları açısından zengin olduklarından, çok duyarlıdır.

Dişler - Tooth anatomy

Dişler - Tooth anatomy
■ İnsanlarda ve hayvanlarda dişle*rin başlıca görevi, besinleri kesip par*çalayarak ve çiğneyerek sindirimi ko*laylaştırmaktır.
Bazı hayvanların dişleri birbirinin eşidir (yunusbalığı), ama insanda böyle değildir, insanın ağzında dört çeşit diş vardır: sekiz tane yassı ke*sici diş, dört tane sivri köpekdişi, se*kiz küçükazı ve on iki büyükazı.
*Çocuk doğduğu zaman dişsizdir. Sonra dişler iki aşamada gelişir. Ço*cuk 5-6 aylık olunca geçici dişler çı*kar (süt dişleri), giderek sayısı yir*miyi bulan bu dişler yavaş yavaş dü*şer (6 ile 12 yaş arasında), yerine dai*mî ve eksiksiz, ikinci dişler çıkar (o-tuz iki tane). Bunlar düşse de yerine yenisi çıkmaz.;
Çiğneme sırasında bazı yemek artık*ları dişlerin arasında kalabilir; bak*teriler bu yemek artıkları içinde geli*şir ve dişlerde doku bozukluğuna (çü*rükler) sebep olabilir, bu da bazen çok ciddî bir hal alır ve sancı veril]-. Bunun için dişleri çok muntazam ola*rak fırçalamak (her yemekten sonra) ve hiç olmazsa yılda bir defa dişçiye muayene ettirmek kesinlikle gerekli*dir. Diş bakımında fazla sıcak ve faz*la soğuk besinleri ağıza almamanın, fındık, ceviz gibi meyveleri dişle kır*mamanın da önemli vardır.

Küf Hayvan Tüyü ve Toza karşı Alerjiler - Belirtileri - Tedavisi,

KÜF, HAYVAN TÜYÜ VE TOZA KARŞi ALERJİLER
BELİRTİLER

* Tıkalı ve akan burun;
* Sık sık aksırma;
* Gözlerin, burnun, damağın veya boğazın kaşınması;
* Öksürük;
* Hırıltı.
Bütün saman nezlesi (alerjik rinit) vakalarını polenler meydana getirmez. Nefesle alınan küf, hayvan tüyü ve ev tozunda yaşayan miroskopik akarlar gibi allerjenlere karşı duyarlılık nedeni ile belirtileri saman nezlesinin aynı olan tepkiler oluşabilir.
Bazı kişiler, boş bir odaya girdikleri zaman alerji krizi durumu gösterirler. Bazılarının bütün yıl boyunca rastgele zamanlarda burun alerjisi belirtileri gösterdikleri kendileri tarafından ifade edilmiştir. Daha da başkaları bu belirtileri mevsimlik olarak gösterirler. Bütün bu kişiler hava ile taşınan ve bilinen polen olmayan diğer aierjenlere tepki gösteriyer olabilirler.

Teşhis. Çoğu kişiler için küf, toz veya hayvanlara karşı alerji esas itibari ile rahatsız bir durumdur. Yılda sadece birkaç hafta sürdüğü zaman önemsenmeyebilir ve nezle belirtileri gibi tedavi edilebilir. Gerçekten belirtiler nezle belirtilerinin aynıdır, yalnız bunlar daha uzun sürer ve akıntı genellikle berraktır. Bu belirtiler günlük hayatı etkileyecek duruma gelirse, tam sebebi bulmak ve tedavi yöntemini belirlemek için bir alerji uzmanına gitmek gerekir.

Tifo ve Paratifo, Tanı, Bağışıklık, Tedavi

TİFO ve PARATİFO


Enterik Ateş;
Bir diğer adı da enterik ateş olan tifo ve paratifo hastalıkları hemen hemen aynıdır; tek farkları hastalıkları oluşturan mikroplardır. Bilinç bulanıklığı, düşmeyen ateş, baş ağrısı, karın ağrısı ile karakterize hastalık; kirli besinler ve sularla ağız yolundan bulaşır, bazı ülkelerde zaman zaman salgınlar yapar, tedavi edilmezse ölümle bile sonuçlanabilir.
Tanım:
Tifo, S.typhi ; paratifo ise S.paratyphi A, B, C isimli basil türü bakterilerin neden olduğu hastalıklardır. Bilinç bulanıklığı, düşmeyen ateş, baş ağrısı, karın ağrısı, (ateşin yükselmesine rağmen) nabız sayısının azalması, dalakta büyüme,kandaki akyuvar hücrelerinin sayısında azalma, göğüs-karın cildinde gül kurusu renginde lekeler ile karakterize, insanlara özgü sistemik infeksiyon hastalıklarıdır. Daha çok kirli besinler ve sularla ağız yolundan bulaşan, bazı ülkelerde zaman zaman salgın yapan, tedavi edilmezse çeşitli komplikasyonlar ile ölümle sonuçlanabilen hastalıklardır.
Etkenler:
S.typhi ve S.paratyphi A, B ve C sadece insan infeksiyonlarından sorumludur, insan-insan bulaşı söz konusudur, mikrobun yaşadığı tek canlı insandır. Genelde hasta insanın basil yüklü çıkartıları yoluyla mikrobun bulaştığı besin ve sularla bulaşır.Hastalığın su yoluyla sakgın yapması nadir değildir. Hastalar dışkı ve idrarlarıyla bol miktarda basil çıkardıkları gibi, diğer çıkartılarında da (solunum yolu salgıları, kusmuk v.s) bulunabilir. Taşıyıcılar çok fazla sayıda bakteri yayarlar, bu kişilerin dışkılarının 1 gramında 1,000,000,000-100,000,000,000 tifo basili olduğu saptanmıştır.

Tıbbi Antropoloji

Tıbbi Antropoloji


Tıbbî antropoloji, (uygulamalı) antropolojinin alt dallarındandır. Tıbbî açılardan birey ve toplumu inceleyen tıbbî antropoloji nispeten yeni bir bilim dalıdır. Sağlık, hastalık, tedavi gibi fenomenlerin kültürel, toplumsal ve biyolojik izdüşümlerini inceler. Bunun dışında çok farklı konuları da inceleyen tıbbî antropolojinin gelişimi çoğu antropolog tarafından 4 evrede tanımlanmaktadır. 1870’lerde ortaya çıkan kültürel antropoloji, bugün tıbbî antropoloji altında incelenen çoğu konu, kavram ve sorunu ele almıştır. 1960’ların başlarında ise modern anlamda tıbbî antropoloji ortaya çıkmış, özellikle yerli tıbbında yoğunlaşmıştır. 1970’lerle birlikte tıbbî antropoloji odak noktasını yerli tıp anlayışlarından, çoğunlukla kendi toplumları içinde yer etmiş, biyomedikal kurumlara ve bu kurumlara ilişkin kavramlara çevirmiştir. Son dönemlerde ise tıbbî antropologlar tıbbın araştırma ile ilişkin konularını incelemeye başlamışlardır. Tıbbî antropoloji, antropoloji ve tıbbın yanı sıra, sosyoloji, epidemiyoloji, etyoloji, ekoloji, ekonomi gibi farklı bilimlerden de kavram ve metodoloji açısından yararlanır.
Bugün birçok üniversitede bölümü bulunan tıbbî antropoloji, sosyal bilimlerle tıbbın incelenmesi hususunda önemli bir bilim dalıdır. Sivil sağlık örgütlerinden, tıp sistemlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesine kadar birçok çeşitli meseleyi konu almaktadır.

Tıbbi Antropolojinin Araştırma Alanları ve Toplum Sağlığına Katkıları

TIBBİ ANTROPOLOJİNİN GELİŞMESİ

Tıbbi antropolojinin gelişme çizgisine iki taraflı bakmak gereklidir. Antropologların hastalık - sağlık alanında yaptıkları araştırmalar ,Tıp mensuplarının antropoloji verilerine ilgi duymaları.Sosyal antropolojinin sağlık-hastalık sorununa yönelmeleri ilk kez 1920 lerde etnologların ilkel ve geleneksel toplumlarda yaptıkları alan çalışmaları ile başlamıştır. Fonksiyonalist bir yaklaşımla kültür bütününü inceleyen antropologlar sağlık-hastalıkla ilgili uygulamaların kültür bütününe göre şekillendiğini ve toplumdan topluma farklılaşmalar gösterdiğini tesbit etmişlerdir. Bu konuda Dr.River’in “Tıp , Büyü, Din” (1924) adlı kitabı ilk örnektir. River tıbbi antropolojiye kavramsal temelde iki noktada katkı sağlamıştır. Birincisi ilkel tıp uygulamaları tuhaf folklor ürünleri değildir. Bu inançlar ve uygulamalar kültürün kısımlarını oluştururlar. İkincisi tıp uygulamalarının anlamları çıkarılmalıdır.
Forrest Clements “Hastalığın İlkel Kavramları” adlı çalışmasında (1932) bölgesel ve yerel gruplarda hastalık nedenlerini beş grupta toplamıştır. Bunlar ; sihirbazlık , tabuyu bozma , bir ruhun girişi , bir nesnenin çıkışı ve ruhun kaybıdır. Bunlardan birinin ve bir kaçının bir arada görülmesi hastalığa neden olurlar.
Tıp kökenli E.H. Ackernecht döneminin antropolojisinde hakim akımlara paralel olarak , kültürel elemanlar arasında iç biçimlenme ve bütünleşme şeklini tıbbi kalıplar arasında da düşünmüş , tek bir ilkel tıp yerine birden çok ilkel tıp olduğunu vurgulamıştır.

Tıbbi antropolojik çalışmalar sonraki dönemlerde hem sosyal antropoloji dalında hem de biyolojide ki gelişmelere paralel olarak devam etmiştir. [Tıbbi antropolojinin gelişmesiyle ilgili bilgiler Emiroğlu’nun “Tıbbi antropolojinin Gelişimi,Alanı ve Tıbbi Antropolojide Kuramsal Yaklaşımlar “adlı makalesinden özet olarak alınmıştır (Emiroğlu1987)]

Tıp mensuplarının hastalık ve sağlığı etkileyen sosyo-kültürel faktörlere ilgi duymaları daha geç devrelere 1950 lere rastlar. Bu geç kalışta , antropolojinin uğraşı alanının yanlış bilinmesinin payı vardır. Çünkü antropoloji o zamanlarda ilkelleri ve ilkellerin maceralarını araştıran bir disiplin olarak biliniyordu. Benzer olarak antropoloji yerin altını inceleyen arkeolojiye benzer veya kuru kafalarla uğraşan bir dal olarak tanınıyordu. 1950 lerde halk sağlığı ve epidemiyolojide gelişmeler tıp mensuplarını sosyal bilim verilerini kullanmaya zorunlu kılmıştır. Çünkü ikinci Dünya savaşından sonra salgınlar beklenmedik zamanlarda beklenmedik yerlerde çıkıyordu. Salgınlara neden olan etkenlerin kontrol altına alınma çabaları sosyal etkenlerin farkedilmesini kolaylaştırdı. Diğer yandan aynı dönemlerde gelişmiş ülke hükümetlerinin geri kalmış fakir toplumlara götürdükleri hizmetler beklenilen ölçüde kabul görmemiştir. Modern sağlık ürünleri halk tarafından kullanılmamıştır. Bu başarısız sonuçlar da halk sağlıkçılarının toplum , kültür , değişme kavramlarına ilgi duymalarına neden olmuştur.

İlk Virüsün Keşfi

İlk Virüsün Keşfi
Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında Tütün Mozaik hastalığının nedenlerini araştıran bilim adamları hastalığın bulaşıcı olduğunu ortaya koymuşlar,ancak hastalığa neyin neden olduğunu bulamamışlardı.Pasteur,Koch ve Lister'in pek çok hastalığının nedeninin mikroorganizmalar olduğunu göstermelerinin üzerinden çok uzun süre geçmemişti.Bu üç bilim adamının yaptığı çalışmaların,dönemin bilim adamları üzerindeki etkisi sürüyordu.Tütün

Tüpteki Mucize ( Tüp Bebek )

TÜPTEKİ MUCİZE
Louise Brown’un 1978 yılında tüp bebek yöntemi ile doğumu,kamuoyunun dikkatini,kısır çiftler için yeni gelişen tedavi yöntemlerine yöneltti.Günümüzde yardımcı üreme tekniklerinde her geçen gün yeni gelişmeler olmaktadır.Bu kitapçık,kısır çiftlerin tüp bebek ve mikroenjeksiyon tedavi tekniklerini anlamalarına yardımcı olmak üzere hazırlanmıştır.
Klinik ve cerrahi tüm geleneksel kısırlık tedavilerinden olumlu sonuç alamayan bir çok çifte,yardımcı üreme teknikleri gebelik için umut ışığı yakabilir.Bu teknikler ile,klasik yöntemler ile çocuk sahibi olamayan çiftlerin sağlıklı bir bebek sahibi olmaları mümkündür.
TÜP BEBEK
Tüp bebek,yumurta ve spermin vücut dışında laboratuvar ortamında birleştirilmesidir.Döllenme meydana gelirse,gelişen embriyo rahime transfer edilir.Embriyonun rahim içine tutunması ve gelişimini sürdürmesi beklenir.Tüp bebek,değişik nedenli kısırlıkları olan çiftlerin tercih edebileceği uygun bir yöntemdir.
Tüp bebek uygulamasının başladığı ilk yıllarda bu tedavi yöntemi öncelikle kadının üreme kanallarının zarar gördüğü,kapalı oldüğü veya hiç olmadığı çiftlere uygulanıyordu.Ancak günümüzde tüp bebek endometriozis’e bağlı (karın içi kanamalar yapan bir kadın hastalığı),erkek nedenli,immünolojik nedenli ve nedeni teşhis edilemeyen kısırlık vakalarında uygulanan tedavi yöntemidir.
Tüp bebek tedavisinde geçilmeden önce hem erkek hem de kadın eşin incelenmesi ve bu tedaviye uygunluğu tesbit edilmelidir.Erkek eşin sperm incelemesi,hormon tahlilleri,ultrasonografik incelenmesi yapılarak,üroloji konsültasyonu istenmelidir.
Kadın eşin jinekolojik muayenesi,ultrasonografik incelemesi,hormon tahlilleri,rahim filmi ve gerekirse laparoskopik incelemesi yapılmalıdır.Tüm bu tetkik ve muayeneler sonrasında çiftlere en uygun tedavi seçeneği önerilir ve çiftin gebelik beklentisi kendileri ile tartışılır.Klinik ve cerrahi tüm geleneksel kısırlık tedavilerinden bir sonuç alamayacak pek çok çift tüp bebek uygulaması ile sağlıklı bir bebek sahibi olabilirler.Tüp bebek tedavisinin temel basamakları yumurtaların uyarılması,yumurta alınması,aşılama,döllenme,embriyo gelişimi ve embriyo transferidir.

Sindirim sistemi ( gastrointestinal sistem) hakkında

Sindirim sistemi

Sindirim sistemi veya gastrointestinal sistem, sindirim borusu (''sindirim kanalı'' veya ''gastrointestinal kanal'') ile sindirim bezlerini içeren,çok hücreli hayvanlarda yiyeceğin vücuda alınımı, sindirilmesi, gerekli besin ve enerjinin absorbe edilmesi ve atık maddelerin vücuttan atılması ile ilgilenenorgan sistemidir.

Sindirim sistemi ve sindirim borusu hayvandan hayvana belirli oranda değişiklik gösterir. Örneğin bazı hayvanlar çok odalı midelere sahiptirler.

Çoğu Antik Çağ veOrta Çağ anatomistleri mide, bağırsaklar gibi sindirim sistemi organları hakkında kabaca doğru fikirlere sahipti. Yine de bu yanlış ve hatta bir bakıma absürd fikirler ortaya atılmadı anlamına gelmez. ÖrneğinRönesans'ın önemli bilgin ve sanatçısıLeonardo da Vinci sindirim sistemininsolunum sistemine yardım ettiği fikrine sahipti. Sıkışanbağırsakların, içlerinde üretilen sıvılaşmış havayla, diyaframı yukarı doğru ittiğine ve böylece diyaframın akciğerlere basınç uyguladığına inanmaktaydı. Sindirim sisteminin ve sindirim sistemi organlarının insan için önemi eski çağlardan beri bilinmektedir.
Sindirim Kanalı
Normal bir yetişkin erkeğin sindirim borusu yaklaşık 7 buçuk metre uzunluğundadır. Farklı bölümlere ayrılır ve her bölümde sindirimin farklı bir evresi gerçekleşir. İnsanlarda sindirim kanalının ana kısımları şunlardır:ağız,dil,yutak,yemek borusu,mide,ince bağırsak,kalın bağırsak,rektüm veanüs. Sindirim kanalı dışındaki, sindirim işlemine ve sindirim kanalındaki organların çalışmasına yardımcı olan organlar arasındapankreas vekaraciğer de bulunur. Bunlar sindirime yardımcı olacak salgılar salgılarlar. Örneğin,karaciğer tarafından salgılanan vesafra kesesinde depolanansafralipitlerin sindirimi için önemli bir salgıdır.